ŞIRNAK
Dağların ortasında bir kent. Sırtını Namaz dağına vermiş, Cudi’ye doğru secdeye duran ve günbatımının güzelliğini Gabar’dan izleyen, tarihi dağ ve efsanelerle özdeşleşmiş bir kenttir ŞIRNAK. Adını Nuh peygamberin şehri olmaktan alır. Nuh tufanından sonra kurulan Heştan ve daha birkaç köyden sonra kurulan ilk şehir olduğu rivayet edilir. Bunun için adına ŞEHR-İ NUH denilmiştir. Bu ifade zamanla bozularak günümüzde Şırnak halini almıştır. Şehri Nuh diye adlandırılsa da aslında çok daha eskilere dayanır tarihi. Hani “onur işçisi” şair der ya “Havva ana dünkü çocuk sayılır” Anadolu’yu anlatırken. Havva ana dünkü çocuk ise Nuh doğurduğu ve büyüttüğü taze bebeği sayılmaz mı bu coğrafyanın. Bu diyar tarihin mekânı, tanığı ve yaralı kahramanıdır. Mekânıdır; çünkü ilk tohum, ilk ev, ilk köy, ilk kavga, ilk barış, kısacası tarih diye isimlendirilen ve insana dair her şey bu coğrafyayı bütünleyen diyarlarda gelişti. Tanığıdır; çünkü görüp tanımadığı kimler kaldı? Kimler gelip geçmedi ki üzerinden. Sümerli Gılgameşi mi, Akadlı Sargonu mu, Gutileri mi, Babillileri mi, yoksa halklara kan kusturan Asurlu tanrı kralları mı anlatmalı, Peki Medli, Persli, Luwili, Khaldili yiğitlerin zulme isyan direnişleriyle yazdıkları Newroz destanını nasıl anlatmalı. Persli Darius ile Makedonyalı İskender’in amansız savaşına, Cengiz han ve Timurlenk’in talan ve kırım savaşlarına, Sasanilerin, Romalıların, Emevilerin, Abbasilerin ve Osmanlıların fetih savaşlarına mı tanıklık etmedi. Bir kervan misali gelip göçtüler hepsi de. Dostlukla yaklaşana dost, sevgiyle yaklaşana yaren, yurt olmuştur.
Tarihin yaralı kahramanıdır bu coğrafya. Her savaş ve kavga yeni bir yara açmıştır yüreğinde. Yine de umut dolu bir coğrafyadır. Yeni bir hayat doğurmanın tebessümüyle başlar güne. Yaşamı kardeşçe, eşit ve özgürce ören canlar büyütür.
Her diyarın bir hikâyemsi bir de kalıtlara, belgelere dayalı bir tarihi vardır. Çok eski bir yerleşim yeri olduğu bilinen yöremizin tarihine ilişkin en eski bulgulara Beytüşşebap ilçemizde rastlanmaktadır. Günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce neolitik dönemden kaldığı anlaşılan kayalara oyulmuş dağ keçileri ve onları avlayan insan figürleri ve geometrik şekiller, yörenin ilk yerleşim alanlarından biri olduğunu göstermektedir. Kasrik boğazında kayalara yapılmış at üzerindeki süvari kabartması Asur döneminden kalmadır. Faraşın yaylasındaki “dır hé” kuleleri ise Urartu yapısıdır. Kulelerin yayla yolunu korumak ve Asur saldırılarını önceden haber almak amacıyla yapıldığı sanılmaktadır. Şırnak ili tarihte birçok önemli devletin başkentini kendi topraklarında barındırmıştır. Birinci Babil devletinin başkenti BABİL(Kebeli Köyü) Cizre sınırları içindedir. Aynı zamanda Guti (GUDİ) imparatorluğunun başkenti olan BAJARKARD Silopi ilçesi topraklarındadır Şırnak ve yöresi tarih araştırmacıları ve arkeologlar için bir hazine değerinde olmasına rağmen hak ettiği ilgiyi bulamamış ve tarihin birçok kesitini aydınlatacak bulguları yüzeyini örten toprağın altında saklamaktadır.
1517’de Osmanlı devletinin denetim alanındaki topraklar arasına katılan Şırnak yöresi, yer yer Bitlis, Cizre ve Hakkâri beyleri tarafından özerk bir biçimde yönetildi. Önemli kervan yollarının kavşağında bulunan Cizre ve Şırnak, stratejik açıdan yüzyıllarca önemini korudu. 1913 yılında ilçe olmuş ve Siirt iline bağlanmıştır. Bu konumu 1990 yılına kadar sürmüştür. 18.05.1990 tarih ve 20522 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 16.05.1990 tarih ve 3647 sayılı yasa ile il statüsüne kavuşmuştur. İle bağlı altı ilçe bulunmaktadır. Bu ilçeler Beytüşşebap, Cizre, Güçlükonak, İdil, Silopi ve Uludere’dir.
İçerik Ağacı
ŞIRNAK
COĞRAFYA
TARİHÇE
TURİZM
ULAŞIM


Belediye Hizmetleri İçerisinde En Çok Beklediğiniz Yatırım Nedir?





